Yeraltından Notlar Kitap Yorumu

by:

KİTAPSon EklenenlerYAŞAM

“Ben hasta bir adamım.”

   Herkese merhaba! Bugün yeniden Rus Edebiyatının ünlü yazarlarından Dostoyevski’nin olgunluk dönemine geçiş eserini inceleyeceğiz; Yeraltından Notlar. Yazımızın başlangıcında olan cümle kitabın ilk cümlesidir. “Ben hasta bir adamım” diye başlayan kitap verdiği aforizmalar ile hala günümüzün en çok ses getiren ve okunan romanları arasındadır. İki bölümden oluşan kitap kısa roman olarak diye nitelendirilmektedir. 1864 yılında St.Petersburg şehrinde yazılan bu kitap bir çok yönden yazarları, düşünürleri ve felsefecileri etkilemiştir. Varoluşçuluk düşüncesine yeni bir anlam ve yeni bir boyut getirmiştir. St. Petersburg şehrinin ayrıca bir üstünde durmak isterim çünkü önceki yazılarımızdan biri olan Suç ve Ceza kitabının geçtiği şehirdir. Bazı insanlar bu iki kitap arasında çok büyük bağ kursalar da ben kurmayan taraftayım. Çünkü Yeraltından Notlar öyle bir kitap ki, tamamiyle diğer kitaplardan farklı… Belki de bu kitabı yazmasaydı, belki de “Yeraltı Adamı” var olmasaydı diğer kitapları bu kadar iyi yazamayabilirdi. Lafı daha fazla uzatmadan bu harika eseri iki ayrı bölüme ayırarak incelemek istiyorum. 

   Bu kısa roman iki bölümden oluşmaktadır. İlk kısmının konusu “Yeraltı Adamı” olarak tanıdığımız kişinin iç dünyasının çözülmesi ile alakalıdır. Çevresindeki insanlardan gerçekten ama gerçekten nefret eden bir karakter görüyoruz. Herkesi nefretle anmakla birlikte onları sevmediğini her fırsatta dile getirir. Bunun yanı sıra Dostoyevski, burada aydınlanma adı altında “Batılılaşma” eğilimi gösteren Rus aydınlarına saldırmaktadır. Onlara hakaret eder, küfür eder, nefret eder, hiç haz etmez…Onların hoşuna gitmeyecek her şeyden yana tavır alır. İlk bölümden sevdiğim bir cümle bu konu hakkında açıklama getirecektir; ” Kim olursa olsun, insan her yerde ve her zaman hiç de mantığının ve çıkarlarının buyurduğu gibi değil, canının istediği gibi hareket etmeyi sevmiştir”. Kaosu sevdiğini, ıstıraptan hoşlandığını belirtmektedir. Burada ciddi varoluşcu göndermeler vardır; “belki ıstırap da onun için en az refah kadar, saadet kadar yararlıdır”. Kendisi mi olduğu yoksa bir başkası mı olduğu her zaman tartışılır ama asla tam sonuca ulaşılamamıştır. Ben bir başkası olduğu tarafındayım, eğer o ise bile bu kitabı yazdıktan sonra bir başkası olmuştur!

   İkinci bölüm ise bir hesaplaşma bölümüdür. Nekrasov’un bir şiiri ile başlayan ikinci bölümde “Yeraltı Adamı” yeraltından anlık bir şekilde çıkmaktadır. Daha önceden tanıdığı, dost gördüğü insanlardan hesap sormaya başlar. Bu kişilerle hesap sorarken iç dünyasını yansıttığını görebiliriz. İkinci bölümde “korkak” kelimesini sık sık göreceksiniz. İkili diyaloglarla devam eden ikinci bölüm, ilk bölümden daha uzundur. Sonlara doğru sorularla giden eserde şu soru beni her zaman düşündürmüştür; “Hangisi daha iyidir, kolay yoldan elde edilmiş ucuz bir mutluluk mu, yoksa muhteşem asil ıstıraplar mı?”. Ve “bizler ölü doğmuşuz” ile bitiriyor.

   Bunlardan bağımsız olarak beni her zaman keyiflendiren ve gerçekten bazen böyle düşünmemiz gereken bir cümle ile sona gelmek istiyorum; “Dünya mı batsın, yoksa ben çay içmekten mahrum mu kalayım? Yanıtım varsın dünya batsın, ama ben her zaman çayımı içebileyim.”

   Ben Yeraltından Notlar’ı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi’nden okudum. Nihal Yalaza Taluy çevirisiyle okunması çok kolay olan bu dünya klasiği ve Rus Edebiyatı’nın nadide parçası içerisinde altını çizmeye değer birçok fikir barındırıyor. Kendini gerçek dünyadan soyutlamış karakterimiz “Yeter bu kadar, daha fazla ‘yeraltından’ yazmak istemiyor” deyişi ise yürekleri buruk bırakıyor… 

Keyifli okumalar!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir