Vladimir Tatlin, Konstrüktivizm ve III. Enternasyonal Anıtı Üzerine

   Herkese merhaba! Bugün yine bir sanat yazısı ile karşınızdayım. Yazımızda neler mi var; bir sanatçı, bir akım ve onun yarım kalmış bir eseri… Önce sanatçımızı tanıtmak isterim bu yüzden birazcık Kuzey Avrasya’ya gideceğiz; Vladimir Tatlin. 1885 tarihinde doğmuş sanatçımız Sovyet mimar, heykelci ve en önemlisi kuramcıydı. Arada resim de yaptığını belirtmek isterim, kendisi gerçekten çok yönlü. Önemli çalışmalara imza atan sanatçımızın Rusya’da ortaya çıkan bir akımın da öncüsü olduğunu hatırlatalım; Konstrüktivizm. 

Peki nedir bu Konstrüktivizm?

   Konstrüktivizm 1914 yılında Rusya’da ortaya çıkmış bir akımdır. Öncüsü çoğu kaynakta Vladimir Tatlin olarak geçer, ama bu yıldan önce de bu akıma ait bazı figürleri Rusya’da görebiliriz. Genellikle çağdaş malzeme kullanımı ve geometrik bir kompozisyon anlayışı benimsemiştir. Resim, heykel, ve mimari gibi çoğu alanı kapsamaktadır. Bu akımdan 3 sene sonra Rusya’da Ekim Devrimi olmuştur ve bu anlayış ile bütünleşmeye çalışmıştır. Kısaca geçmiş ile bağlarını koparmış ve tekrarladığım gibi çağdaş malzemelere yönelmiştir. Çok fazla ilerleyemeyen bu akım, daha sonra Modern Mimarlık gibi başka alanların ve tasarımlarrın gelişiminde rol oynamıştır. Vladimir Tatlin de bu akımın ateşini daha çok mimarlık alanında yapmıştır. 

   Hem bu akımın, hem bu devrimin ortak noktası, hem de Sosyalizme ortak olabilecek ama ne yazık ki asla bitmemiş anıta gelmek isterim; III. Enternasyonal Anıtı. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu anıt bitseydi, şu an Eyfel Kulesi ve Özgürlük Anıtı gibi, bu anıtı da konuşuyor olurduk. Ki zaten bu anıtın en büyük amacı bunlara karşı olarak devrimci bir anıt olarak çıkacak olmasaydı. Bir tarafta kapitalizmin simgesi resmen reklam için dikilen Eyfel Kulesi ve buna karşı hem hareketli hem uluslararası sosyalizmin birliğini gösteren ve günümüzde bile hala kullanılabilecek olan bir Tatlin Kulesi. Ama ne yazık ki olmadı. 

   Tatlin, her zaman sanatın toplumu değiştirebilecek bir işlevi olduğunu savunmuştur. 1920 yılında bu anıt ile ilgili küçük bir kitapçık yazdı. Kule sarmal bir kuleydi. 400 metre olması planlanan bu kule Eyfel kulesinden 100 metre, Empire State Binasından ise 2 kat daha yüksek olacaktı. Dediğim gibi bu kule dünya çapında Sosyalist Birliğin gücü ve simgesi olacaktı. Bi bakıma Komintern’in simgesi olacaktı. Durmadan küçük modelleri yapıldı bu anıtın. Avrupa’da yarışmalara gönderildi, insanlar 1 Mayıs kutlamalarında bu modelleri taşıdılar ve yürüdüler. İnsanlar heyecanlanmakta haklıydı, anıtsız bir devrim mi olur? Ekim Devrimine simge olmakla birlikte geleceğe de yön verecek bir yapıydı bu. 60 derece yatay bir kirişin sarmal bir yapı üzerine küp, piramit, ve bir silindirden oluşan üç bölmesi olacaktı, bunların içinde toplantı salonu, sekreterlik bürosu ve danışma merkezi olacaktı (Umberto Arte I). Ama tahmin edeceğiniz üzere bu yapının maliyeti çok çok yüksekti. Dönemin koşullarına bakacak olursak böyle bir yapıya para harcamak resmen delilikti! Hem Lenin hem Troçki tarafından beğenilmedi ve ne yazık ki yapılamadı. Ütopik bir hayal olarak kaldı. 

Sanat hayatınızdan hiç eksik olmasın! 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir