Sanatçılara İlham Kaynağı: İkarus’un Düşüşü

Herkese merhaba! Bugün sizlere yanı başımızda gerçekleşen bir mitolojik hikaye ve onun sanat tarihine etkisine bakacağız; İkarus’un Düşüşü. Kıskançlık ve güvensizlik üzerine kurulu bu hikaye felsefenin ve dinlerin olmadığı bir dönemde, insanlara ders vermek konusunda önemli bir yere sahip. Gelin hep birlikte bakalım! 

   Hikayeye baş karakter İkarus’un babası Daedalus ile başlamakta fayda var. Adının anlamı“Ustaca işlenmiş ya da işleyen” anlamına gelir. Kendisi kral soyundan geldiği bilinen Atinalı bir zanaatkar, mucit, mimar ve sanatçıdır. Onun kadar yetenekli olan yeğeni Talos ile beraber çalışmakta olan Daidalos, yeğeni Talos’un zamanla kendisini geçmesi sebebiyle onu kıskanmaya başlar ve bir gün Talos’u dolaşma bahanesi ile götürdüğü kayalıklardan aşağıya atar. Bir süre sonra olay ortaya çıkınca İkarus’u da yanına alıp Girit Adası’na kaçıp Kral Minos’a sığınır. 

   Ama Girit’te de bazı sorunlar yok değildir! Kralın karısı Pasiphae bir boğa ile çiftleşip çocuk dünyaya getirmiştir. Çocuk, belki de bazılarınızın tanıdığı boğa başlı insan vücutlu Minotaur’dur. Burada bir insan nasıl boğaya aşık olur düşünüyorsunuz bence 🙂 Hemen onu da açıklamak isterim, Poseidon sayesinde! Bir sebeple Girit Kralı Minos’a kızan Posedion, Aşk tanrısı Eros ile işbirliği yaparak Kraliçe Pasiphae’yi bir boğaya aşık ettiriyor. Bu ilişki sonucu çıkan yarı boğa yarı insan Minotaur’dan utanan Minos, Kıbrıs’a kaçıp gelen zanaatkardan bir kule yapmasını rica ediyor. Amacı evlilik dışı çocuğu olan Minotaur’u oraya kapatmak! Daedalus ise bi kuleye labirentler koyarak çıkışı iyice imkansız hale getiriyor (buraya dikkat!). 

   Tahmin edeceğiniz üzere bu boğayı doyurmak gerekiyor, ne kadar insan olmasada o da kralın çocuğu 🙂 Düzenli olarak insanlar kurban ediliyor ve yenmeleri için zindana bırakılıyor. Tahmin edeceğiniz üzere dönemin insanları git gide bu durumdan rahatsız olmaya başlıyorlar. Uğultuların arasından bir kahraman ortaya çıkıyor; Theseus! Bu kahraman labirente girip bu yarı boğa yarı insanı öldürmeye karar veriyor, ama öldürdükten sonra labirentten nasıl çıkacağını bulamıyor. Bu aşamada devreye labirenti yapan kişi Daedalus yardım ediyor. Ona bir yumak iplik veriyor ve gitmeden önce kapıya bağlamasını söylüyor, böylelikle dönüş yolunda geri takip edersin diyor, çok akıllıca 🙂 Tahmin edeceğiniz üzere bunu Kral duyuyor ve Daedalus ile oğlu İkarus’u kuleye hapsediyor.

   Daidalus, oğlu İkarus ile birlikte labirentte bir süre mahkum olarak kalmak zorunda kalır ama aklında hep kaçmak var, bu yüzden durmadan kaçış yolu düşünür. İyice düşündükten sonra kuleden kaçmanın tek yolunun uçmak olduğunu anlar. Bir süre sonra kuleye konan kuşların tüylerini toplamaya başlar. Aklına balmumu ve tüylerden kanat yapma fikri gelir. Biri kendine biri oğluna olmak üzere iki tane kanat yapar. İşte her şeyin başladığı şarkılara, eserlere ve fikirlere yer olan konuya geliyoruz. Daidalus uçmadan önce oğluna, çok alçaktan uçarsa denize düşeceğini, çok yüksekten uçarsa güneş ışınları yüzünden balmumunun eriyeceğin ve kanatlarını kaybedeceğini söyler. 

  Ve uçmaya başlarlar. İkarus yükselir, yükselir ve yükselir… Uçmanın verdiği haz ona o kadar keyif verir ki daha da yükselir. Git gide güneşe yaklaşır. İkarus öyle bir yükselir ki, Güneş Tanrısı Helios bunu kendisine karşı bir saygısızlık olarak algılar ve balmumunu eritir. Kanatları yanmaya başlayan İkarus düşmeye başlar ve hızla Ege Denizi’nin sularına çakılarak hayatını kaybeder. İkarus, babasının sözünü dinlemez ve yaşadığı hazzın eseri sonucunda ölür kısaca 🙂

Bu olay sanat tarihi içerisinde bir çok esere konu olur, şimdi onlardan bazılarını göstermek istiyorum.

Öncelikle Hollandalı ressam Pieter Bruegel’in eserini göstermek isterim. Kendisi benim için çok özel bir sanatçıdır, belki başka bir yazıda bunu da anlatma fırsatı bulurum. İlk bakışta fark edilmese de tabloda geminin orada bir çift ayak görmekteyiz. Burada boğulan kişi İkarus’un kendisidir. Burada bir yorum vermekte fayda var, ressam burada aslında efsanelerin sıradan insanların hayatlarına pek vurgu yapmadığını belirtiyor. Göreceğiniz üzere çoban tam tersi yöne bakıyor, toprağı süren çiftçi farklı bir yöne ilerliyor ve her şeyin dibindeki balıkçı fark etmiyor bile 🙂 Ama ressam ne olursa olsun bu olayı incelemekten kaçınmıyor. İşte resmi:

Landscape with the Fall of Icarus - The British Library

Bundan sonraki eserler ise;

  1. Eser: İkarus’un düşüşü sırasında bir Manzara – Ressam: Hans
File:Bol, Hans - Landscape with the Fall of Icarus.jpg

2. İkarus’un Düşüşü – Ressam: Blondel

File:Fall of Icarus Blondel decoration Louvre INV2624.jpg - Wikimedia  Commons

Bunların dışında günümüzün ünlü rock gruplarından Iron Maiden‘in bir şarkısına da ilham olmuştur. Flight of Icarus şarkısının özellikle bir kısmı her zaman hoşuma gitmektedir;

“His eyes seem so glazed

As he flies on the wings of a dream.

Now he knows his father betrayed

Now his wings turn to ashes to ashes his grave”

Tabii şarkıya göre İkarus babasına ihanet etmiştir, bu da başka bir bakış açısıdır 🙂

Bir tane de Türk Edebiyatından örnek verip bu yazıyı bitirmek istiyorum.

Melih Cevdat Anday’ın İkarus’un Ölümü şiirinden bir bölüm paylaşmak isterim;

Tükenmiş tutkumun neşeli ağırlığı

Göksel erincimi unuttum.

Ölmeden bütün sabahlarımı unuttum

Denize düşeni kimse görmedi

Gökten indiğimi kimse görmedi.

İnsanlara ilham olan bu eserin sonuna geldik. Yeni yazılarda görüşmek dileğiyle, sanatla kalın 🙂

One Reply to “Sanatçılara İlham Kaynağı: İkarus’un Düşüşü”

  1. […] başka bir eseri olan İkarus’un Düşüşü adlı eserini buradan görebilirsiniz: Sanatçılara İlham Kaynağı: İkarus’un Düşüşü. Artık bugünkü esere […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir