Penn ve Krakauer’dan: Into the Wild

   Herkese merhaba! Bugün yine harika bir film ile karşınızdayım. Eski olmasına nazaran hala çok izlenen ve hala kendinden söz ettiren bir film, doğrusu eski ve çok satan bir kitabın filmini inceleyeceğiz; Into the Wild. Ayrıca gerçek bir öykü olduğunu en baştan söylemek isterim. Film, Jon Krakauer’in 1996 yılında yayınlanan kitabından esinlenmiştir. Kitap, her şeyi bir kenara bırakıp Alaska’ya giden Christopher McCandless hakkındadır. Türkçe olarak “Özgürlük Yolu” olarak çevrilen film 2007 yılında vizyona girmiştir. Filmimiz, En İyi Kurgu ile En İyi yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilmiştir. Sean Penn’in yönetmenliğini üstlendiği film, başrollerinde Emile Hirsch ile Vince Vaughn bulunmaktadır.  Gelin biraz daha yakından bakalım 🙂 

   George Gordon Byron’ın imzasını taşıyan şiir satırları ile başlayan Into the Wild, daha ilk dakikalardan bizi büyülemeye başlamaktadır. Şunu peşinen söylemek istiyorum ki, filmin sonunda kesinlikle ama kesinlikle Alaska’ya gitmek isteyeceksiniz, haberiniz olsun! Filme dönecek olursak, hem filmin hem kitabın ana karakteri olan McCandless, üniversiteden mezun olduğu gibi bütün birikimi Oxfam isimli bir yardım kuruluşuna bağışlamaktadır. Filmimiz kısa bir Alaska görüntüsü ile başladıktan sonra, ana karakterimizin mezuniyet anına gitmektedir. Her şey yolundadır diye sanırız, ama asla öyle değildir. McCandless sıkılmıştır ve bunalmıştır. Babasının despot tavırlarından, insanlardan, yalancı ve ikiyüzlü ailesinden, kısaca var olan bu düzenden sıkılmıştır. Ona ait olan kredi kartları, okul kartları, kısaca ona ulaşılacak her şeyden kurtulur, yakar. Annesi ile babasının birlikte bir fotoğrafı da bu yananlar arasındadır. Ve sırt çantası alıp Alaska’ya doğru yol alır. Film hem o anı hem geçmişe dönük bazı anları birlikte göstermektedir. Yol boyunca karşılaştığı karakterler, başından geçenler ile birlikte genel olarak film gerçekten huzur vericidir. Ama merak etmeyin, yavaş yavaş sizi düşünmeye sevk etmekle birlikte filmin son dakikalarına doğru bu duygu daha da artacaktır. Bu film bizi fazlasıyla bizi düşünmeye sevk etmektedir, toplumla alakalı, ikili ilişkiler ile alakalı, dünya düzeni ile alakalı, ve en çok aile yapısı ile alakalı ve daha niceleri… Filmin sonu hakkında konuşmak istemiyorum ama çok yakından sıkılmış kurşun gibi bir etki yaratacağına eminim…

   2 saat 28 dakika olan filmimizi Netflix üzerinden izleyebilirsiniz 🙂 8.1 gibi gayet yüksek bir puana sahip filme bir şans verirseniz pişman olmayacağınıza eminin. Bu arada, izlediğiniz zaman lütfen elma sahnesine dikkat ediniz. Bir elmaya söylenebilecek en güzel kelimeleri duyacaksınız ve bir meyve yiyince eğer filmdeki gibi konuşursanız, o meyveden aldığınız tadın artacağını göreceksiniz 🙂

İyi seyirler!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir