Çocukluğum Kitap Yorumu

by:

KİTAPYAŞAM

Herkese merhaba! Bugün sizlere Maksim Gorki’nin otobiyografisini yazdığı üç kitaptan birincisi olan Çocukluğum’dan bahsetmek istiyorum. 

Küçük yaşta babasını kaybeden Gorki, ninesi ve dedesiyle yaşamaya başlar. Evde sürekli bir kavga-dövüş havası hakimdir. Dedesi kötü davranışların dayakla düzelebileceğine inanan biri olarak diğer torunlarını dövdüğü gibi Gorki’yi de döver. Gorki ilk dayağını yediğinde yataktan birkaç gün kalkamaz duruma gelirken siz bunu gözleriniz büyüye büyüye hem şaşırarak hem ağlayarak okuyabilirsiniz. Ninesi aslında Gorki’yi anlayan tek insan diyebiliriz. Gorki’nin hayal gücünün gelişmesini sağlarken bir yandan da onu sürekli dedesinden korumaya çalışır. O zamanın Rusya’sında ölüm çok da yabancı bir kavram değildir. Gorki’nin hayatında da ölüm kavramıyla bolca karşılaşıyoruz. Çocukluğum kitabında aslında işlenen bir diğer konu da dindir. Çocuğun dine ve tanrıya bakış açısı. Gorki dedesinin inandığı tanrıyı sürekli cezalandıran ve azarlayan bir tanrı olarak hayal ederken, ninesinin inandığı tanrıyı sevgi dolu ve yumuşak hayal eder. Bu yüzden hayatı boyunca tanrıyı ve dini sorgular. Gorki yalnız büyüyen bir çocuktur. Arkadaş edinmeyi dener ama genelde bu arkadaşları ya kendinden büyüktür ya da arkadaş olmalarına izin verilmeyen kişilerdir. Yalnız büyümesinden midir bilinmez, aklına her türlü kurnazlık ve yaramazlık gelir. Kitabı okurken yaramazlıklarına çocuk işte diye gülebilir ama yaramazlıkların arkasında gelen dayaklara içli içli ağlayabilirsiniz. Kısacası kitap sizi okurken çok farklı ruh hallerine sokabilir. Son olarak Gorki’yi okurken anne figürünün de çok önemli olmadığını çünkü Gorki’nin hayatında çok fazla var olmadığını görmek insanı biraz üzüyor.

Bu kitap hem size Gorki’nin hayatını anlatıp, onu daha iyi anlamanızı sağlarken hem de o zaman Rusya’sında aile içi yaşama ve topluma dair fikirler edinmenizi sağlıyor. Şahsen ben kitabın en çok aile içi ilişkilerinden bahsetmesini, toplumda kadın, erkek ve çocuğun yerini göstermesini sevdim. Kitapta aile içi ilişkiler bencil olurken arada kaynayan hep çocuk oluyor. Çocuk aile içi ilişkilerde her zaman arada kaynayan olmamış mıdır? Çocuksun unutursun derler ya ne kadar doğrudur bu? Çocukluğumdan sonra yazdığı iki devam kitaplarında Gorki’nin de -tıpkı her çocuk gibi- hiçbir şeyi unutmadığını, o yaralarla yaşamak zorunda olduğunu görüyoruz. Aslında bu kitap insanları okurken kendi çocukluğuna da döndürüyor. Özellikle çocukken aldığımız yaralar değil midir içimize oturan? Neden? Çünkü çocukken savunmasızızdır. Çünkü çocukken hatayı hep kendimizde ararız. Çünkü karşımızda hep büyük biri vardır ve onlar öyle söylediğine göre doğru olmalıdır. Bu kitap bize çocuğun ne kadar savunmasız kaldığını gösteriyor. Dileriz ki dünyanın hiçbir yerinde çocukluğu mutsuz geçen biri olmasın!

Nihan Kaya der ki, ‘yeryüzünde kırgın bir çocuk kalmayana dek yazacağım’. Biz de okuyucular olarak yeryüzünde kırgın bir çocuk kalmayana dek okuyacağız.

Kısacası bu kitap herkesin kesinlikle okunması gerekenler listesinde olmalıdır. Bu kitapta Gorki nedense bana Şeker Portakalı’ndaki Zeze’yi hatırlattı.

Hepinize iyi okumalar dilerim!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir